İNFÂKIN MÜKÂFÂTI
     
    

 

İhtiyaç sâhiplerine yardım eden bir kimseye Cenâb-ı Hak, hiç ummadığı yerlerden kapılar açar. Zâhirde malı azaltıyor gibi görünen infâk, zannedildiği gibi onu eksiltmez, aksine bolluk ve bereket getirir. Tıpkı budanan bağların daha gür ve verimli hâle gelmesi gibi. Kays bin Sel' -radıyallâhu anh- anlatıyor:

“Kardeşlerim, malımı saçıp savurduğumu ve bol bol dağıttığımı söyleyerek beni Allâh Resûlü'ne şikâyet ettiler. Ben:

– Yâ Resûlallâh! Hurmalardan payıma düşeni alıyor, Allâh yolunda ve berâberimde bulunan kimselere infâk ediyorum, dedim. Efendimiz göğsüme vurdu ve üç kez:

«– İnfâk et ki Allâh da sana infâk etsin!» buyurdu. Bu hâdiseden sonra, Allâh yolunda bir savaşa katılmak üzere yola çıktığımda, diğerleri yaya giderken benim hem binitim vardı hem de onların en varlıklısıydım.” (Heysemî, III, 128)

Yine Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-; “ Haklarında yeminle söz söyleyebileceğim üç haslet vardır!” diyerek şunları saymıştır:

“Sadaka vermekle kulun malı eksilmez. Uğradığı haksızlığa sabredenin Allâh şerefini artırır. Dilenme kapısını açan kimseye, Allâh fakirlik kapısını açar.” (Tirmizî, Zühd, 17)

Riyâ ve süm'adan kaçınarak sırf Allâh rızâsı için infakta bulunmak, insanı maddeten ve mânen güçlendirir. Bununla alâkalı olarak bir defâsında Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yeryüzünün yaratılışından bahsetmiş ve dağların onu sağlamlaştırmak üzere dikildiğini söylemişti. Dağların kuvvetine hayran kalan melekler onlardan daha güçlü bir şey olup olmadığını Cenâb-ı Hakk'a sorduklarında Allâh Teâlâ, sırasıyla demiri, ondan daha güçlü olarak ateşi, daha sonra suyu, son olarak da rüzgarı yarattığını belirtti. Bütün bunlardan daha güçlü olarak da insanı yarattığını bildirerek:

“Eğer o, sağ eliyle sadaka verir ve bunu sol eli görmeyecek kadar gizlerse, bunların hepsinden daha güçlü olur.” buyurdu . (Tirmizî, Tefsir, 113-117)

Cenâb-ı Hak, insanı eşref-i mahlûkât olarak yaratmıştır. İnsanların kendi aralarındaki şeref dereceleri de, infâk ve ihsânda bulunurken sâhip oldukları ihlâs ve samimiyetlerine bağlıdır. Sadakasını son derece gizli olarak, büyük bir mahfiyet içinde veren bir insan, bunların en kuvvetlisi ve en üstünü demektir.

İnfâk sâyesinde kuvvet bulan bir kimse aynı zamanda Yüce Rabbi tarafından da dâimâ korunur ve O'nun yardımına mazhar olur. Allâh rızâsı için sadaka veren ve infâkta bulunan kimsenin, hiçbir zaman mahrum kalmayacağı, Allâh'ın çok değişik ikram ve lûtuflarıyla karşılaşacağı muhakkaktır. Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem-, infâkın mala bereket getirdiğini açık bir şekilde ortaya koyan şu ibretli hâdiseyi anlatmıştır:

“Sahrâda yolculuk yapmakta olan bir adam, semâdaki bir buluttan «Falanın bahçesini sula!» diye bir ses duydu. Bundan sonra o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı. Adam, suyun tamâmının bir derede toplandığını hayretle gördü ve suyu tâkip etti. Bir de baktı ki adamın biri, elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirerek bahçesini suluyor. Ona:

– Ey Allâh'ın kulu! Adın nedir? diye sordu. Adam, daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de:

– Ey Allâh'ın kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da:

– Ben şu suyu yağdıran buluttan, senin adını vererek, «Falanın bahçesini sula!» diye bir ses duymuştum da onun için sordum. Sen ne yapıyorsun ki bu lutfa mazhar oldun? dedi. Bahçe sâhibi:

– Mâdem ki merak ediyorsun söyleyeyim. Ben bu bahçenin ürününü hesap ederim; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım, dedi.” (Müslim, Zühd, 45)

Bu bahtiyâr zât, sırf cömertliği sâyesinde, çöl gibi suyun çok az bulunduğu bir yerde, Cenâb-ı Hakk'ın eşsiz lutfu sâyesinde, müstesnâ bir şekilde bahçesini sulayabilmekte ve bereketli mahsûller elde edebilmektedir.

İnsanların günâh ve kusurdan tamâmen uzak durmaları söz konusu olmadığı gibi bunlarla zaman zaman gazab-ı ilâhîyi celbettikleri de bir vâkıâdır. Sadaka ve zekât, ilâhî rahmeti harekete geçirmesi sebebiyle Allâh Teâlâ'nın gazâbını söndürür, cimrilik için takdir olunan âhiret azâbını affettirir ve semâ sâkinlerinin o kula hayır duâ etmelerini sağlar. Bu duâlar bereketiyle kul, hüsn-i hâtime ile âhirete göç etme bahtiyarlığına nâil olur. Allâh Resûlü:

“Sadaka, Rabbin öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.” buyurmuştur. (Tirmizî, Zekât, 28)

Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir taraftan infâkı teşvik ederken, öte yandan da dilenciliği şiddetle yasaklamış, dünyâ ve âhiretteki zararlarını bildirmiştir. Bu sebeple ümmetinin iffetli ve sabırlı olmalarını tavsiye etmiştir.
 
                                                          
                                             Anasayfa   |   Örnek Şahisyet   |   Kullukta   |   Ahlâkta   |   Âdâbda   |   Tebliğde   |   Terbiyede   |   Muâmelede


                                                                  Bu site "Üsve-i Hasene" İsimli Kitaptan Derlenmiştir.                         
                                       [   ©  Her Hakkı Mahfuzdur   ]