| |
|
Mutlak olarak bir yerde ve maddî mânevî, olumlu olumsuz bir şey üzerinde ısrarla durmak demek olan itikâf, ıstılahta kulluk ve Allâh'a yaklaşmak niyetiyle, mescidde belli bir süre kalmayı ifâde eder. Îtikâf, daha ziyâde Ramazan ayında ve oruçlu olarak mescidde yapılır. Îtikâfa girerek gündüzleri oruçla, geceleri de ibâdet ve zikirle mescidde geçirmek, tam mânasıyla kulluğa adanmak demektir. Zarûri ihtiyaçlar dışında, hiçbir sebeple mescidden dışarı çıkmamayı gerektiren itikâf, daha önceki dinlerde de var olan bir ibâdettir.
Bazen insan, geçim telâşına ve çeşitli meşgalelere düşmüş olmanın getirdiği gâilelerin içerisinde, Allâh'tan uzaklaştığını hisseder. Bu durumda bir mescide kapanıp, dünyâ işlerinden bir süre el etek çekmesi faydalı olur. Bunu devamlı olarak yapması mümkün değildir. Ancak o, “Tamâmı elde edilemeyen bir şey, tümüyle de terk edilmez.” kâidesince fırsat kollar ve hâline uygun düşecek ölçüde itikâfa çekilir.
Mescidde îtikâfa çekilmek, zihnin toplanması, kalbin meşgalelerden uzak tutulması, kişinin kendisini tâate vermesi ve Kadir gecesini bulma imkânına kavuşması gibi güzel netîceler hâsıl eder. Bu yüzden Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ramazan ayının son on gününde itikâfa çekilirdi. Vefat ettiği senenin Ramazanı'nda ise yirmi gün itikâfa girmiş (Buhârî, Îtikâf, 1, 17) ve ümmetinden yapabilecek olanlara da bunu sünnet kılmıştır.
Oruçsuz itikâf olmaz ve itikâfa mutlaka büyük mescidlerde girilmesi gerekir. Mescidlere, itikâf gibi ibâdetlere imkân vermek maksadıyla çadır kurulabilir, oralarda özel yerler ayrılabilir. Müslüman kadınların mescidlerde değil, evlerinde mescid olarak kullandıkları özel köşelerinde itikâfa çekilmeleri daha uygun görülmüştür. |
|