KUR'ÂN-I KERÎM'LE ÜLFETİ
     
    

 

“... Onlar gece vakitleri secde ederek
Allâh'ın âyetlerini okurlar.” (Âl-i İmrân 3/113)

Allâh Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Rabbinin kendisine indirdiği kelâmına en yüksek saygı ve ihtimâmı gösterir, haşyet ve hasretle devamlı okurdu. Ashâb-ı kirâm da, üsve-i hasene olan Efendimiz'e uyarak Kelâmullâh'ı ellerinden bırakmaz, dillerinden düşürmezlerdi. Sakîf temsilcilerinden Evs bin Huzeyfe bu husûstaki müşâhedesini şöyle anlatır:

“Resûlullâh Efendimiz bir gece yatsıdan sonra uzun müddet yanımıza gelmedi.

– Yâ Resûlallâh! Yanımıza gelmekte niçin geç kaldınız? diye sorduk. Peygamber -aleyhisselâm-:

«– Her gün Kur'ân'dan bir hizb okumayı kendime vazife edinmişimdir. Bunu yerine getirmedikçe, gelmek istemedim.» buyurdu. Sabaha çıkınca ashâb-ı kirâma:

– Siz Kur'ân'ı nasıl hizipleyip okursunuz? diye sorduk. Onlar:

– Biz sûreleri ilk üçünü bir hizb, sonra devamındaki beş sûreyi ikinci bir hizb, daha sonra sırayla yedi, dokuz, on bir ve on üç sûreyi birleştirerek birer hizb yaparız. En son olarak da Kâf sûresinden sonuna kadar Mufassal sûreleri bir hizb yaparak Kur'ân-ı Kerîm'i (yedi kısımda) okuruz, dediler.” (İbn-i Hanbel, IV, 9; İbn-i Mâce, Salât, 178)

Sevgili Peygamberimiz, gecelerin derinliğinde Allâh Teâlâ'nın huzûrunda namaza durduğunda, saatlerce Kur'ân okur ve bundan doyumsuz bir haz alırdı. “Allâh, geceleyin iki rekât namaz kılan bir kulunu dinlediği gibi hiçbir kimseyi dinlemez...” buyurarak (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 17) , yalnız kıldığı namazlarda uzun uzun Kur'ân okumasının hikmetini bildirirdi.

Onun kırâati, açık bir şekilde harf harf, tertîl üzere yani teennî ve tedebbür ile, aynı zamanda tecvid kâidelerine uygun olarak yapılan bir okuyuş idi. (Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 23) Çünkü Allâh Teâlâ Resûl-i Ekrem Efendimiz'e:

“Kur'ân'ı ağır ağır, tâne tâne oku!” (el-Müzzemmil 73/4) diye emir buyurmuştur. O da her husûsta olduğu gibi, bu konuda da tam bir teslîmiyetle emre itaat etmiş ve Kur'ân-ı Kerîm'i o şekilde okumuştur.

Tertîl, aslında âhenk ve nizâm mânâsına gelip, Kur'ân-ı Kerîm'i acele etmeden ve her harfin hakkını vererek ağır ağır okumaktır. Âyet-i kerîmede “rettil” emrinin “tertîlen” masdarı ile te'kîd edilmesi de, bu tertîlin en güzel mertebede olması istenildiğini gösterir. Kur'ân okumak, sâdece ses güzelliği ile rastgele teğannî yapmak kabîlinden bir mûsıkî işi değildir. Bilakis o, nazmın mânâ ile münâsebetini, fesâhat ve belâğatını gözetmek sûretiyle, mânâyı duyarak ve mümkün olduğu kadar da duyurarak okumaktır. Bu sebeple Kur'ân okumakta tertîl ve tecvid son derece lüzumludur.

Bütün ömrü İlâhî Vahyi almak ve tebliğ etmekle geçen Efendimiz, Ramazan ayına ulaştığında Kur'ân-ı Kerîm'e daha çok önem verirdi. Dostu Cebrâil -aleyhisselâm- bu ayda her gece iner, Kur'ân-ı Kerîm'i Allâh Resûlü ile mukâbele ederdi. (Müslim, Fedâil, 50) Vefatlarından önceki Ramazan'da ise, bu mukâbeleyi iki kere yapmışlardı. (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân, 7)

Habîb-i Ekrem Efendimiz, Kur'ân-ı Kerîm'i okumayı sevdiği gibi, aynı şekilde onu başkalarından dinlemekten de ayrı bir haz alırdı. Bu sebeple zaman zaman ashâbından güzel Kur'ân okuyanları husûsî olarak dinlerdi. Abdullâh bin Mes'ûd -radıyallâhu anh- şöyle anlatır; Gözümüzün Nûru Efendimiz:

“– Bana Kur'an oku!” buyurdu. Ben:

– Ey Allâh'ın Resûlü, Kur'an sana indirilmişken ben mi sana Kur'an okuyayım? dedim.

“– Kur'an'ı başkasından dinlemekten pek hoşlanırım” buyurdu. Bunun üzerine kendisine Nisâ sûresini okumaya başladım. 41. âyete geldiğimde:

“– Şimdilik yeter!” buyurdu. Bir de baktım ki mübârek gözlerinden yaşlar akıyordu. (Buhârî, Tefsîr, 4/9; Müslim, Müsâfirîn, 247)

Fahr-i Kâinât Efendimiz Kur'ân'ı dinlerken ağlıyorsa, Müslümanların Allâh korkusuyla ve rahmet ümidiyle sürekli tefekkür hâlinde, kaygılı ve hürmetli davranmaları elbette daha isâbetli olur.

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz bazen de Kur'ân okuyan ashâbını habersizce dinler ve mesrûr olurdu. Bu husûsta Hz. Âişe'nin yaşadığı güzel bir hâtıra şöyledir:

Birgün yanına gitmekte geç kaldığında Efendimiz, kendisine bunun sebebini sormuştu. O da:

– Ey Allâh'ın Resûlü! Mescidde bir adam vardı ki ondan daha güzel Kur'ân okuyan kimse görmedim, diyerek gecikme sebebinin Kur'an dinlemekten kaynaklandığını belirtti. Bunun üzerine Efendimiz mescide giderek o zâtın Sâlim -radıyallâhu anh- olduğunu gördü. Hissiyâtını şöyle dile getirdi:

“Ümmetim arasında senin gibi birini bulunduran Allâh'a hamd olsun” (İbn-i Hanbel, VI, 165)
 
                                                          
                                             Anasayfa   |   Örnek Şahisyet   |   Kullukta   |   Ahlâkta   |   Âdâbda   |   Tebliğde   |   Terbiyede   |   Muâmelede


                                                                  Bu site "Üsve-i Hasene" İsimli Kitaptan Derlenmiştir.                         
                                       [   ©  Her Hakkı Mahfuzdur   ]