KÜSÛF VE HUSÛF NAMAZI
     
    

 

Nâfile namazlardan bir diğeri de, güneş ve ay tutulması, aşırı karanlık bastırması gibi kevnî âyetlerin zuhûru esnâsında kılınan namazdır. Kevnî âyetler ortaya çıktığında, insan kendine gelir ve derhal Allâh'a sığınır, dünyâdan bir tür el etek çeker. İşte böyle bir hâl, mü'minin kendisini duâ, niyâz ve namaza vermesi diğer hayırlı amellerde bulunması için bir fırsattır.

Öte yandan kâfirlerden güneş ve aya kudsiyet atfedip tapanlar vardır. Bir mü'min, onların ibâdete lâyık olmadığını gösteren bir durum vukû bulduğunda, derhal Allâh'a tazarrû ve niyaz etmelidir. Böyle hareket etmek, dini yücelten bir şiâr ve inkarcıları susturan bir cevap olur.

Abdullâh bin Amr'ın anlattığına göre, Peygamber Efendimiz'in zamân-ı saâdetlerinde güneş tutulmuştu. Zât-ı Risâletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdı. Kıyâmda o kadar çok kaldı ki âdetâ rükûya varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rükûya vardı ve uzun müddet başını kaldırmadı. Arkasından doğruldu, fakat mûtadın üzerinde ayakta durduğu için, secde etmeyeceği intibâını verdi. Nihâyet birinci secdeye vardı. Lakin başını secdeden hiç kaldırmayacağı zannediliyordu. Daha sonra doğrulup oturdu. Bu oturuşu da uzun sürdü. Mübârek başını kaldırmayacakmışçasına ikinci secdeye vardı. Bu minval üzere iki rekât namaz kılıp bitirince güneş bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Efendimiz minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuşma yaptı. Konuşmasında Allâh Teâlâ'ya hamd ü senâ ettikten sonra şöyle buyurdu:

“Güneş ve ay, Allâh'ın varlık ve birliğine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk'a yönelip O'na ilticâ edin. Allâh'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allâh'ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin...” (Buhârî, Küsûf, 2-4)

Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, güneş ve ayı, Allâh'ın âyetlerinden bir âyet olarak görmüş ve onların tutulmalarının, herhangi bir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle olmadığını ashâbına bildirmiştir. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allâh'a mahsus olduğundan, her an kıyâmetin vukû bulabileceğini veya kendi ecelinin gelmiş olabileceğini düşünerek, dâima Allâh'a iltica hâlinde bulunmuştur. Hava kararmaya başlayınca, yağmur yağarken, gök gürlerken, güneş veya ay tutulurken, hep bu duygularla hareket ederek huzûr-ı ilâhîde durmuş ve ümmetinin selâmeti için yalvarmıştır.

Allâh Resûlü'nün bu endişeleri tamâmen Allâh korkusundan kaynaklanmaktaydı. Hz. Âişe'nin anlattığına göre Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, rüzgar estiğinde ve gökyüzünde siyah bir bulut gördüğü zaman korkusundan yüzünün rengi değişir, bazen o buluta karşı durur bakar, bazen geri döner, eve girer çıkardı. Yağmur yağdığında ise rahatlardı. Bunlar bir endişe alameti idi. Hz. Âişe bunun sebebini öğrenmek isteyince Resûl-i Ekrem Efendimiz; “Ne bileyim, belki bu kara bulut Âd kavminin dediği gibi bir azap olur. Onlar gördükleri siyah bulutu yağmur yağdıracak bir bulut zannetmişlerdi; ama o elîm bir azap getirdi.” (Buhârî, Tefsîr, 46/2; Müslim, İstiskâ, 14-16) Bu durum Peygamberimiz'in her an müteyakkız oluşunun ve bunu ümmetine de öğretmek isteyişinin bir işâretidir.

Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ay tutulduğunda da, bu hâl geçinceye kadar namaz kılmış ve Müslümanlara da kılmalarını emretmiştir. (İbn-i Hibbân, VII, 68, 100)

Küsûf ve Husûf namazı sünnettir. İki rekâttır. Güneş açılıncaya kadar duâ ile meşgul olunur. İmamın Küsûf namazını cemâatle kıldırmasında bir mahzur yoktur. Husûf namazı ise cemâatsiz kılınır. Bu namazların mescidde kılınması da sünnettir. Ezân ve kâmet okunmaz. Sâdece güneş tutulduğunda kılınacak namaz için “es-Salâtü câmiatün: Namaz için toplanınız!” diye seslenilir. (Buhârî, Küsûf, 3; M. A. Köksal, XI, 221)

Ay ve güneş tutulması gibi yer sarsıntısı da, Allâh'ın büyüklüğünü gösteren kevnî âyetlerden birisidir. Hicretin beşinci yılında Medine'de zelzele olmuştu. Kalbi her an Allâh ile berâber olan Peygamber Efendimiz:

“Rabbiniz sizi, râzı olacağı bir hâle döndürmek istiyor. Öyle ise siz de, O'nun rısâsını kazanmaya çalışın!!” buyurdu. ( İbn-i Ebî Şeybe, II, 220 ; İbn-i Esîr, Üsüdü'l-ğâbe, I, 29) İbn-i Abbas'ın, Efendimiz'in bu tavsiyesini dikkate alarak ve güneş tutulmasına kıyâsla zelzele namazı kıldırdığı rivâyet edilmektedir. (İbn-i Ebî Şeybe, II, 220)

 
                                                          
                                             Anasayfa   |   Örnek Şahisyet   |   Kullukta   |   Ahlâkta   |   Âdâbda   |   Tebliğde   |   Terbiyede   |   Muâmelede


                                                                  Bu site "Üsve-i Hasene" İsimli Kitaptan Derlenmiştir.                         
                                       [   ©  Her Hakkı Mahfuzdur   ]