... Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği)
nâfile ibadetlerle durmadan yaklaşır;
nihâyet ben onu severim... (Buhârî, Rikâk, 38)
Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in hayâtı, Allâh'a ibâdet ve kulluğun birçok güzel örnekleriyle doludur. Günün muhtelif vakitlerinde kıldığı bir çok nâfile namazı mevcuttur. Ümmetini de, güçleri nisbetinde bu namazları kılmaya teşvik etmiştir. Kul, Allâh'a farzlarla yaklaştığı kadar hiçbir amel ile yaklaşamaz. Ancak, bu yolculuğu nâfilelerle devam eder. Cenâb-ı Hak, nâfile ibâdetlerle meşgul olan kullarına cennetinde, hiçbir gözün görmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen nimetler va'detmektedir. Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
Müslüman bir kimse, her gün Allâh rızâsı için farzların dışında nâfile olarak on iki rekât namaz kılarsa, Allâh Teâlâ ona cennette bir köşk hazırlar. buyurmuştur. (Müslim, Müsâfirîn, 103)
Nâfile namazların fazîletini ve insana kazandırdığı sevabı ortaya koyan bir vâkıâ, Hayber'in fethedildiği gün yaşanmıştır. Bir kimse Peygamber Efendimiz'e gelerek:
Ey Allâh'ın Resûlü, bugün ben öyle bir kâr ettim ki, böylesini şu vâdi ahalisinden hiçbiri yapmamıştır, dedi. Efendimiz:
Bak hele! Neler kazandın? diye sordu. Adam:
Ben alıp satmaya ara vermeden devam ettim. Öyleki üç yüz ukıyye 1 kâr ettim, dedi. Efendimiz:
Sana kârların en hayırlısını haber vereyim mi? diye sordu. Adam:
Nedir, ey Allâh'ın Resûlü? dedi. Efendimiz şu cevâbı verdi:
(Farz) namazdan sonra kılacağın iki rekât nâfile namazdır. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 168)
Kıyâmet günü kulun hesâba çekileceği ilk husûs, namazdır. O dehşetli ve belâlı günde, daha hesâbın ilk kademesinde zor duruma düşen kulun imdâdına, kılmış olduğu nâfile namazlar yetişecektir. Bu hakîkati Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir:
Kıyâmet gününde kulun hesaba çekileceği ilk amel, namazdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün değilse, kaybeder ve zararlı çıkar. Şâyet farzlarından bir şey noksan olursa, Azîz ve Celîl olan Rabbi:
«Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız?» der. Farzların eksiği nâfilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir. (Tirmizî, Salât, 188)
Allâh Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- farz namazları cemâatle kılmaya âzamî derecede gayret ederken, nâfile namazlarını daha çok evinde kılmayı tercih eder ve şöyle buyururdu:
Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zîrâ farz dışındaki namazların en makbûlü, insanın evinde kıldığıdır. (Buhârî, Ezân, 81)
Bilindiği gibi farz namaz, her Müslümanın yerine getirmesi zarûrî olan bir ibâdettir. Binâenaleyh açıktan kılınması ve insanların bu ibâdete daha sağlam bir şekilde teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu sebeple açıktan ve büyük bir cemâat şuuru içinde edâsı daha uygundur. Nâfile namazlar ise insanların kendi isteğine bırakılmıştır, yâni ihtiyârîdir. Allâh'a vuslat yolunda yarışan kimselerin riyâ ve süm'a handikaplarını daha kolay aşabilmeleri, bunları gizli olarak evlerinde kılmalarına bağlıdır.
Diğer bir önemli nokta da, evlerin namazla şereflenmesi ve bereketlenmesidir. Şâir Fâruk Nâfiz Çamlıbel'in:
Fânî cihânda bir köşe vardır ki uhrevî
Bir Müslüman mahallesi, bir Müslüman evi
beytiyle ifâde ettiği gibi, Müslümanın evinde nâfile namazların çokluğu netîcesinde, mânevî ve lâhûtî bir havâ esmelidir. Cemâatle namaza çok önem veren Müslümanların, evlerini namaz kılınmayan yerler hâline getirerek harâbeye çevirmeleri, uygun bir davranış değildir. Bu konuda Peygamber -aleyhisselâm- mü'minlere:
Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da, oraları kabirlere çevirmeyiniz. îkâzında bulunmuştur. (Buhârî, Salât, 52) |