Namaz, Allâh'a kulluğun en kâmil ve en güzel ifâdesidir. İbâdetlerin en mühimi ve insanlığa faydası en çok olanıdır. İşte bu yüzden Allâh Teâlâ, onun fazîletini tekrar tekrar beyân buyurmuş ve onu dinin en büyük nişânesi kılmıştır. Peygamber Efendimiz de ilâhî vahyin ışığında sözleri ve davranışlarıyla namazların vakitlerini, şartlarını, rükünlerini, âdâbını, ruhsatlarını ve nâfilelerini en ince teferruatına kadar ortaya koymuştur.
Namaz, kulluğun şu üç esâsını ihtivâ eder:
- Allâh Teâlâ'nın celâl ve azametini tefekkür ederek kalbin huşû ile dolması,
- Dilin bu azameti ve huşûyu en açık kelimelerle ifâde etmesi,
- Âzâların kalpteki huşûya uygun düşecek hareketlerde bulunması; kıyam ile huzûr-ı ilâhîde ta'zîmle durması, rükûya varıp secdeye kapanmasıdır. Bu ibâdette başta kalb ve dil olmak üzere tüm âzâlar, bir âhenk içerisinde Allâh'a saygı ve teslîmiyetlerini arzederler. Şâir bunu şu şekilde dile getirir:
Üç şey vardır ki bana olan nimetleri size sayar döker:
Elim, dilim ve gizli bulunan kalbim...
Allâh Teâlâ'ya saygının ve kulluğun şâhikası olan namazı, en kâmil mânâsıyla yine O'nun Habîb-i Ekrem'i edâ etmiştir. Ashâbına ve ümmetine de; "Namazınızı benim kıldığım gibi kılın." buyurarak (Buhârî, Ezân, 18) kendisine ittibâ etmelerini emretmiştir. Bu sebeple her şeyden önce Resûlullâh Efendimiz'in namaza ne kadar önem verdiğini ve onu nasıl kıldığını öğrenmek gerekmektedir.
Sevgili Peygamberimiz'in bir namazı şöyle idi:
Peygamber Efendimiz namaz kılacağı zaman kıbleye döner, ayakta ellerini kulaklarının yumuşağına kadar kaldırıp, " Allâhu ekber" diyerek tekbir alırdı. Sağ elini sol elinin üzerine koyarak göbeğinin altından bağlar ve " Sübhâneke" duâsını okurdu. Sonra besmele çekerek Fâtiha sûresini okur, sonunda yavaşça " âmîn" der, Müslümanlara, "Siz de «âmîn» deyiniz!" buyururdu.
Peygamber -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-, zamm-ı sûreden sonra, "Allâhu ekber" diyerek tekbir alır, belini kamburlaştırmaksızın eğerek rükûya varır, elleriyle diz kapaklarını tutar, üç defâ "Sübhâne Rabbiye'l-Azîm" derdi. "Semiallâhü limen hamideh" diyerek doğrulduğunda "Rabbenâ ve leke'l-hamd" der, "Allâhu ekber" diyerek secdeye giderdi. Secdeye gittiği zaman kollarını ne yere yayar ne de yanlarına yapıştırırdı. Ayaklarını diker ve parmakları da kıble istikâmetine bakardı. Alnı, burnu, elleri, dizleri ve ayak uçları yerde olmak üzere secde ederdi. Secdede üç defâ "Sübhâne Rabbiye'l-Âlâ" derdi.
"Allâhu ekber" diyerek secdeden başını kaldırır, tekrar "Allâhu ekber" diyerek ikinci secdeye gider, üç defâ "Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ" dedikten sonra "Allâhu ekber" diyerek ikinci rekâta kalkardı. O rekâtı da aynı şekilde kıldıktan sonra, sağ ayağını dikip sol ayağını bükerek üzerine oturur, ellerini dizleri üzerine koyar, Tahiyyât, Salli ve Bârik duâlarını okur, bunun arkasından da mü'minlere istedikleri duâyı okuyabileceklerini söylerdi. Başını evvelâ sağ, sonra da sol tarafına çevirip "es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh!" diyerek selâm verirdi. Daha sonra, bugün câmilerde müezzin efendilerin okudukları duâları okurdu.
Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in rükûu, secdeleri, iki secde arasındaki oturuşu ve rükûdan kalktığındaki duruşu, hemen hemen müsâvî idi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz sabah namazında Fâtiha'dan sonra daha ziyâde Tekvîr, Kâf, Vâkıâ veya Yâsîn sûrelerini okurdu. Cuma günü sabah namazında ise Secde ile İnsân sûrelerini okurdu. Sabah namazının birinci rekâtında uzun, ikinci rekâtında ise kısa okurdu. Öğle ve ikindi namazlarında Leyl, Bürûc, Târık, Asr gibi sûreler okurdu. Akşam namazında ise, Tûr ve Mürselât sûrelerini okuduğu olurdu. Hattâ kıldırdıkları son akşam namazında Mürselât'ı okumuşlardı.
Abdullâh bin Abbâs birgün akşam namazında Mürselât sûresini okuyunca, annesi Ümmü'l-Fadl; "Yavrucuğum! Vallâhi bu sûreyi okumakla kalbimdeki Resûlullâh hasretini körükledin. Zîrâ bu, en son kıldırdığı akşam namazında Resûlullâh'tan işittiğim sûredir." demiştir. (Buhârî, Ezân, 98)
Fahr-i Kâinât Efendimiz'in, akşam namazının birinci rekâtında Kâfirûn, ikincisinde İhlâs sûrelerini okuduğu da olurdu. Yatsı namazında ise, Duhâ, Tîn, Münâfikûn, A'lâ, Leyl, Alâk ve benzeri sûreleri okurdu. Bir defâ yatsı namazında İnşikâk sûresini okuyup secde âyetine gelince secde etmişti.
Vitir namazının birinci rekâtında Â'lâ, ikincisinde Kâfirûn ve üçüncüsünde İhlâs sûrelerini okurdu. Selâm verince de üç kere "Sübhâne'l-Meliki'l-Kuddûs" der ve üçüncüsünde sesini yükseltip uzatırdı. (M. Asım Köksal, VIII, 93-97)
|