PEYGAMBERİMİZİN İZÂH ETMEK İÇİN SORU SORMASI
     
    

 

Peygamber Efendimiz bir meseleye ashâbının dikkatini çekmek üzere pek çok kere soru sorar, daha sonra da bunu izah ederdi. Birgün yanında bulunanlara:

“ – Müflis (iflas eden) kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu.

Ashâb:

– Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler.

Bunun üzerine Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- :

“- Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelen, fakat şuna sövdüğü, buna zina iftirasında bulunduğu, şunun malını yediği, bunun kanını döktüğü, şunu dövdüğü için iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten; kalan haklar için de, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. (Müslim, Birr, 59; Tirmizî, Kıyâmet, 2)

Peygamber Efendimiz'in soru-cevap metoduyla yaptığı tâlime misal olacak bir diğer hâdiseyi Muâz bin Cebel -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:

Ben, merkeb üzerinde Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in terkisinde idim. Bana:

“ – Ey Muâz! Allah'ın kulları üzerinde, kulların da Allah üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?” buyurdu.

Ben:

– Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedim.

Bunun üzerine Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“ – Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah'a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayanlara azâb etmemesidir.” buyurdu.

Ben hemen:

– Ey Allah'ın Resûlü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi? dedim.

“ – Müjdeleme, onlar buna güvenip tembellik ederler.” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 46; Müslim Îmân, 48, 49)

Burada da Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, hem bir hakikati ifade buyurmakta hem de insanların idrak seviyelerini dikkate alarak onları tembelliğe sevkedecek şeylerden bahsetmemeyi tenbih etmektedir.

Fahr-i Kâinât Efendimiz, bazen bir harekette bulunur veya tebessüm eder, sonra da niçin böyle yaptığının sorulmasını ister, sorulduktan sonra da cevabını verirdi. Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Birgün Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- tebessüm etti ve:

“ – Bana niçin tebessüm ettiğimi sormayacak mısınız?” buyurdu. Daha sonra da şöyle devam etti:

“ – Bir kulun kıyamet günü Rabbiyle olan mücâdelesine taccüp ettim.

Kul:

– Ey Rabbim, bana zulmetmeyeceğini va'detmemiş miydin, der.

Allah Teâlâ:

– Evet, buyurur.

Kul:

– Ben, hakkımda kendimden başka kimsenin şehâdetini kabul etmem, der.

Allah Teâlâ:

– Ben ve kirâmen kâtibîn melekleri şâhit olarak yetmez miyiz, buyurur.

Kul önceki sözünü tekrarlayıp durur, hemen ağzına mühür vurulur, azaları yaptıkları işleri konuşmaya başlar. Bunu üzerine:

– Yazıklar olsun size, benden uzak olun. Ben sizi savunmaya çalışıyorum (siz ise her şeyi konuşuyorsunuz) der.” (Hâkim, IV, 644)

Ashâb-ı kiram da Peygamberimizden sonra onun davrandığı gibi davranmaya ihtimam göstermişler, her hususta onu taklit etmeye gayret etmişlerdir. Birgün Osman bin Afvân su isteyip abdest almış, gülmüş, sonra da arkadaşlarına:

- Niçin güldüğümü sormayacak mısınız? demişti.

Onların sorması üzerine de şunları söyledi:

– Birgün Allah Resûlü bu kadar su istedi, benim gibi abdest aldı ve güldü. Sonra da:

“- Niçin güldüğümü bana sormayacak mısınız?” buyurdu.

Sorduğumuzda da şu açıklamayı yaptı:

“- Kul abdest için su isteyip yüzünü yıkadığı zaman Allah Teâlâ yüzü ile işlediği günahları siler. Kollarını yıkadığı zaman da böyle, başını meshettiği zaman da böyle, ayaklarını temizlediği zaman da böyledir.” (Heysemî, I, 229)

Peygamber Efendimiz bazen de ashabını sâlih ameller işlemeye teşvik etmek üzere sualler sorardı. Ebu Umâme'den nakledildiğine göre birgün Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- sahabeden yanında bulunanlara:

“ – İçinizde bugün kim oruçludur diye sordu.

Hz. Ebû Bekir:

– Ben oruçluyum, ya Resûlallâh, dedi.

Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“- Bugün kim bir cenaze namazına iştirak etti?” buyurdu.

Hz. Ebû Bekir:

– Ben, yâ Resûlallah, dedi.

Peygamberimiz:

“ – Bugün kim bir yoksul doyurdu?” diye sordu.

Yine Hz. Ebu Bekir:

– Ben yâ Resûlallâh, dedi.

Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem-

“ – Bugün bir hasta ziyaretinde bulunanınız var mı?” diye sordu.

Yine Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:

– Ben, ey Allah'ın Resûlü, dedi.

Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu:

“ – Kim bu sâlih amelleri bir araya getirirse o mutlaka cennete girer.” (Müslim, Fedâilu's-sahâbe, 12)

 
                                                          
                                             Anasayfa   |   Örnek Şahisyet   |   Kullukta   |   Ahlâkta   |   Âdâbda   |   Tebliğde   |   Terbiyede   |   Muâmelede


                                                                  Bu site "Üsve-i Hasene" İsimli Kitaptan Derlenmiştir.                         
                                       [   ©  Her Hakkı Mahfuzdur   ]