Ashab-ı kiram bazen Peygamber Efendimiz'e bir mevzu hakkında sual sorar, Efendimiz ise muhtelif sebep ve hikmetlerle onu başka bir tarafa yönlendirirdi. Mevzuun, sual sorana daha ziyade fayda sağlayacak yönlerine temas ederdi. Buna belâgatta uslûb-i hakîm denmektedir. Yâni gayeye daha uygun ve faydalı olduğu için muhatabın beklemediği ve sualiyle talep etmediği yönde cevap vermek anlamına gelir. Bunun bir misâlini şu âyet-i kerimede görmekteyiz:
Sana hilallerden sorarlar. De ki: «Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.» (el-Bakara 2/189)
Ashab-ı kirâm:
- Ey Allah'ın Rasûlü, hilâli görüyoruz ip gibi ince doğuyor, sonra artarak büyüyor, yuvarlaklaşıyor, sonra tekrar eksilmeye başlayıp ilk başladığı gibi incecik oluyor. Neden bir halde durmuyor? dediler.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet nâzil oldu. (Vâhidî, s. 56)
Sahabenin hilal ile ilgili olarak sorduğu bu soru hilalin fiziksel yapısı ile ilgili iken âyet-i kerime onun insan hayatındaki fonksiyonuna dikkat çekmiştir.
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Bir adam Allah Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e gelip:
Yâ Resûlallâh! Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.
Peygamberimiz:
Ona ne hazırladın? diye karşılık verdi.
Adam:
Kıyâmet için fazlaca namaz, oruç ve sadaka hazırlayamadım, ancak Allah ve Resûlünü çok seviyorum, dedi.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz:
- Sen sevdiklerinle beraber olacaksın! buyurdu. (Buhârî, Ashâbu'n-Nebi, 6)
Resûl-i Muhterem Efendimiz, bu suali soran sahabisini, Allah Teâlâ'nın kimseye bildirmediği kıyâmetin ne zaman kopacağı meçhûlünü aramaktan kurtarıp, kendisine çok daha faydalı olan âhiret için sâlih ameller hazırlamaya yönlendirmiş, dikkatini bu noktaya teksif etmiştir.
Yine sahabiler Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e:
Yâ Rasûlallâh! Amellerin hangisi daha fazîletlidir? diye sordular.
O da:
Allâh'ı bilmektir! buyurdu.
Hangi amel mertebeyi artırır? diye sordular. Yine:
Allâh'ı bilmek! buyurdu.
Bunun üzerine:
Yâ Rasûlallâh! Biz amelden soruyoruz. Siz ilimden cevâb veriyorsunuz! dediklerinde Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
Allah'ı bilerek yapılan az amel fayda verir. Fakat cehâletle yapılan çok amel fayda sağlamaz! buyurdular. (Münâvî, IV, 688)
Şüphesiz ki öğretmek ve terbiye etmek için bir çok yol vardır. Muallim ile talebe arasındaki ilim ve feyz alış verişini artıran, talebenin dikkatini derse çeken ve öğrencilerin kâbiliyetlerinin keşfini sağlayan en güzel usûllerden biri de soru-cevâp (isticvâb) usûlüdür. Bu metot, daha ziyade hoca ile talebeler arasında karşılıklı konuşmaya bağlıdır. Hoca soru sorar, talebe cevap verir veya talebe sorar hoca cevap verir. Maksat imtihan değil, talebelerin tefekkürünü geliştirmek, derse olan alâkasını artırmak ve anlatılan mevzuun en iyi şekilde anlaşılmasını sağlamaktır. Bu bakımdan sorulacak sualler iyi seçilmeli, suallerin öğretici ve terbiye edici vasfı bulunmalıdır. Zaman ve enerji israfını önlemek için rastgele sual sormaktan sakınılmalıdır. |