| |
|
Allâh Teâlâ'nın ihsân etmiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek, bütün insanların yerine getirmesi lâzım olan bir borçtur. Şükür, verilen nimeti artırdığı gibi, şükürsüzlük de, onun zevâline ve hatta sâhibinin şiddetli bir azâba mâruz kalmasına sebeb olur. Mevlâna -kuddise sirruh- bunu ne güzel misâllendirir:
“Şükür, nimet memesini emmektir. Meme ne kadar dolu olursa olsun, süt onun ucuna kadar gelmez. Nîmeti artırmak için onu emmek lâzımdır.” ( Fîhi mâ fîh, s. 165)
Efendimiz, sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığında, Allâh'ın bu ihsânına şükretmek için secdeye kapanır 1 ve namaz kılardı. (İbn-i Mâce, Salât, 192)
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır:
Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bir ihtiyacının görüldüğü husûsunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı. (İbn-i Mâce, Salât, 192)
Aynı şekilde ashâb-ı kirâm da sevindikleri anlarda şükür namazı kılmışlardır. Tebûk seferine katılmayan Ka'b bin Mâlik -radıyallâhu anh-, bu hatasından dolayı dünyânın bütün genişliğine rağmen kendisine dar geldiği günler yaşadıktan sonra, tevbesinin kabul edildiği haberini alınca, derhal secdeye kapanmıştır. (İbn-i Mâce, Salât, 192) Daha sonra da bütün mal varlığını Peygamber Efendimiz'e teslîm ederek tasadduk edilmesini istemiş, ancak Efendimiz yarısını infâk edip, diğer yarısını da ehline bırakmasını söylemiştir. (Buhârî, Megâzî, 79)
Aslında şükür, kalbin işidir. Ancak kalbdeki duygunun güç kazanabilmesi için mutlaka dışa vuran bir şeklinin olması gerekir. Bir de nimetlerin vermiş olduğu taşkınlık ve şımarıklık hâlinin önüne geçilmesi gerekir. Nimetin sâhibine boyun eğmek ve onun huzûrunda yere kapanmak sûretiyle, bu taşkınlık ve şımarıklık da ortadan kaldırılmış olur. |
|
| |
Dipnotlar:
1.
Şükür secdesi aynen tilâvet secdesi gibidir. Abdestli bir şekilde şükür secdesine niyet edilir, eller kaldırılmadan “Allâhüekber” diyerek tekbir alınır, secdeye varılır, mümkün olduğu kadar uzun secde yapılır, sonra da selâm verilir. |
|