Cümle geceyi uyuma Kayyûm'u seversen
Tâ hay olasın Hayy ile ey cân gecelerde.
İbrâhim Hakkı Erzurûmî
Gecenin sonuna doğru olan seher vakitleri, zihnin meşgalelerden uzak olduğu, kalbin durulup saflaştığı, sessizliğin etrâfı kapladığı ve insanların uyuduğu, bu sebeple de riyâ ve kendini beğenme gibi hastalıklardan uzak kalındığı bir andır. Bu vakit, ilâhî rahmetin indiği ve Rabbu'l-Âlemîn'in kuluna en yakın olduğu bildirilen bir zamandır. İbâdet için en uygun vakitler de, bunun gibi meşgalelerden uzak olunan ve gönlün tam anlamıyla Allâh'a yönelebileceği anlardır.
Beş vakit namaz farz kılınmadan önce, gecenin geç vakitlerine kadar uzun sûreler okunarak teheccüd kılmak bütün Müslümanlara farzdı. (el-Müzzemmil 73/1-4) Bu durum bir yıl devam etmiş, namazda uzun müddet ayakta kalmaktan Müslümanların ayakları şişmişti. Nihâyet beş vakit namaz farz kılınınca teheccüd namazı Müslümanlar hakkında hafifletilip nâfileye çevrildi. (el-Müzzemmil 73/ 20; Ebû Dâvûd, Tatavvu', 17)
Allâh Teâlâ, çok sevdiği ve kâinâtı hürmetine yarattığı Habîb-i Edîbi'ne daha fazla lütuflarda bulunmak ve onun bu bereketli vakitlerden bolca istifâde edebilmesini temîn için, teheccüd namazını ona husûsî olarak farz kıldı. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur'ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)
Bu emirden sonra Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, gecenin bu bereketli ve feyizli anlarında namaz kılmayı, Kur'ân okumayı ve duâ etmeyi hiç terk etmemiştir. Öyleki, hastalandığı ve ayağa kalkamayacak kadar tâkatsiz kaldığı zamanlarda dahi, teheccüd namazından geri kalmayıp seherleri oturarak değerlendirmiştir. (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 18) Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu namazı hayâtları boyunca vitirle birlikte on üç, hayâtının sonlarına doğru da on bir rekât olarak kılmaya devâm etmiştir. Vefâtı sırasında ise dokuz rekât olarak kılmış, hiç bırakmamıştır. (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 26)
Sevgili Peygamberimiz, “Gözümün nûru” diye tavsif ettiği namazı, geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile edâ etmiştir. O, t eheccüd namazına olan iştiyâkını şöyle dile getirmişti:
“Allâh her peygamberde, belirli bir şeye karşı aşırı istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir...” (Heysemî, II, 271)
Zîrâ geceleyin bir çok kimsenin uyuduğu bir vakitte kılınan namazların ve yapılan tesbîhâtın Allâh'a yakınlık bakımından ehemmiyeti büyüktür. Bu itibarla gönüllerde aşk ve muhabbet-i ilâhînin şiddeti ne kadarsa, gece namazına ve tesbihâta rağbet ve riâyet de o derecede tezâhür eder. Gece namazı ve tesbihleri, yâr ile buluşup sohbet etme mâhiyetini taşır. Herkes uyurken uyanık olmak; Mevlây-ı Müteâl'in rahmet iklîmine girmek, O'nun muhabbet ve merhamet meclisine dâhil olan müstesnâ kullarından olmak demektir.
Allâh'a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle, ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû eden Efendimiz, bu konudaki tebliğe öncelikle yakınlarından başlamış ve bir gece Hz. Ali ile Fâtımâ'nın kapısını çalarak:
“– Namaz kılmayacak mısınız?” buyurarak (Buhârî, Teheccüd, 5) geceyi boş geçirmemelerini istemişti. Diğer ashâbına da:
“Aman, gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o, sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allâh'a yakınlık vesîlesidir. (Bu ibâdet) günâhlardan alıkor, hatalara keffâret olur ve bedenden dertleri giderir.” 1(Tirmizî, Deavât, 101) buyurarak onları seherleri uyanık geçirmeye dâvet etmiştir.
Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-' in Medîne'yi teşriflerinde, onu görmek için yanına gelen ve gül yüzünü görür görmez; “Vallâhi bu yüz yalancı olamaz” diyerek hakîkati haykıran Yahudî âlimi Abdullâh bin Selâm, Efendimiz 'in mübârek ağızlarından ilk olarak; “Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize ikrâmda bulununuz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece herkes uyurken namaz kılınız. Bunları yaparak selâmetle cennete giriniz.” (Tirmizî, Kıyâmet, 42) nasihatlerini işittiğini söylemektedir. Herkesin uyuduğu bir vakitte veya çoğu kimsenin muvaffak olamadığı bir şekilde Allâh'a yönelmek, hiç şüphesiz duâların kabûlünü sağlayan ve cennetin yollarını kolaylaştıran en mühim âmildir. Hâce Ali Râmitenî -kuddise sirruh- şöyle der:
“Üç kalbin birleştiği yerde mü'min kulun arzusu tahakkuk eder; mü'minin samîmî kalbi, Kur'ân'ın kalbi Yâsîn ve gecenin kalbi seher vakitleri.”
Teheccüd gibi yerine getirilmesinde güçlük bulunan ve bu sebeple de fazîleti diğerlerine göre daha fazla olan ibâdetlerin yapılmasında ve devâmlı hâle getirilmesinde, mü'minlerin birbirlerine yardımcı olmaları gerekmektedir. Gece ibâdetleri husûsunda bu yardımlaşmanın en güzel şekli, huzurlu bir âile içinde uygulanabilir. Kadın ve erkeğin Allâh'a ibâdet ve sâlih ameller işleme husûsunda dâimâ birbirlerine destek olmaları gerekmektedir. Nitekim, Peygamber Efendimiz böyle âilelere rahmet duâsında bulunarak şöyle buyurmuştur:
“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allâh rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allâh rahmet etsin.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 18)
Zevc ve zevcenin, birbirlerine bu şekilde davranabilmeleri için, aralarında böyle bir muhabbet bağının teşekkül etmiş olması zarûrîdir.
Allâh'ın rahmetine nâil olabilmek için bir ibâdete başlayan ve onun feyzini alan kimselerin, bu güzel ahlâkı devâm ettirmeleri en doğru yoldur. Kazanılan bir güzel hasleti, daha da geliştirmek ve artırmak gerekmektedir. Allâh ve Resûlü'nün tavsiyeleri de bu istikâmettedir. Abdullâh bin Amr bin Âs'ın rivâyet ettiğine göre, Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- kendisine şu tavsiyede bulunmuştur:
“– Abdullâh! Falan adam gibi olma! Çünkü o, gece ibâdetine devâm ederken artık kalkmaz oldu.” (Buhârî, Teheccüd, 19)
Böyle bir hareket, insanın dünyâ hayâtına gelmesindeki en mühim hedef olan âhiret hazırlığının ihmâl edilmesi anlamına geldiği gibi, huzûr-ı ilâhîye de eli boş olarak gitmeye sebep olur. Mevlâna -rahmetullâhi aleyh-, Allâh'ın huzûruna boş çıkmamak ve gece gibi bahâ biçilmez bir sermâyeyi, uykudan ziyâde yarın için hazırlık yaparak değerlendirmek gerektiğini ne güzel ifâde eder:
“Dostların yanına eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer. Cenab-ı Hak, mahşer gününde insanlara; «Kıyâmet günü için ne armağan getirdiniz?» diye soracak. «Sizi ilk yarattığımızda olduğu gibi, eli boş, azıksız, tek başınıza ve muhtaç bir halde mi geldiniz?» buyuracak. «Haydi söyleyin kıyâmet günü için, armağan olarak ne getirdiniz? Yoksa birgün, dünyâdan âhirete döneceğiniz ve Allâh'ın huzûruna çıkacağınız hatırınıza gelmemiş miydi? Kur'an'ın kıyâmet hakkındaki haberi, size boş mu görünmüştü?»
Kıyâmet gününü inkar etmiyorsan, o dostun kapısına böyle eli boş olarak nasıl gidiyorsun? Azıcık olsun, uykuyu, yemeyi içmeyi bırak da Hak'la buluşacağın zaman için bir armağan hazırla... Ey Hak âşığı, geceleri az uyuyanlardan, seher vakitleri günâhlarının bağışlanmasını isteyenlerden ol.” ( Mesnevî , beyt: 3171-3179)
Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- , “…Farzlar dışında en faziletli namaz, gece namazıdır.” buyurarak (Müslim, Sıyâm, 203) teheccüd namazının fazîletini beyân etmiştir. Bu sebeple, ümmetinin bütün geceyi uyku ile geçirmesine hiç gönlü râzı olmamıştır. Nitekim yanında bir adamın sabaha kadar uyuduğu ve namaz kılmadığı söylendiğinde, bundan hoşlanmayan Efendimiz:
“– Bu adamın kulağına şeytan bevletmiştir.” buyurdu. (Buhârî, Teheccüd, 13)
Zîrâ seherleri uyanık geçirmek, yâni gönlün Rabbi ile berâber olması, kalbin ihyâsı bakımından çok mühimdir. Cesedimizin maddî gıdâya ihtiyâcı olduğu gibi rûhumuzun da Hâlıkı'nı tanıyıp kulluk yapabilmesi için mânevî gıdâya ihtiyâcı vardır. Maddî gıdâlar nasıl ki tâ kılcal damarlara kadar yayılıp cesedin hayâtiyetini devâm ettirirse, mânevî gıdâ olan zikrullâhın da bütün letâiflerde mekân bulup mü'mini intibâha getirmesi zarûrîdir.
Teheccüdün, cehennem azâbına karşı da bir kalkan olduğu bildirilmektedir. Hz. Ali -radıyallâhu anh-, cennetin tâlibi olan ve cehenem ateşinden kaçmak isteyen bir kimsenin, seherleri uyku ve gafletle geçirmesinin doğru olmadığını, bunun hayreti mûcip bir durum olduğunu ifâde etmektedir:
2
İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ-'nın anlattığı bir hâdise, bu husûsta ne kadar câlib-i dikkattir:
“Hz Peygamberin sağlığında rüya gören bir kimse, onu Peygamberimiz'e anlatırdı. Ben de bir rüya görmeyi ve onu Efendimiz'e anlatmayı çok isterdim. O zaman bekar bir delikanlı idim ve mescidde uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki o, kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyununki gibi iki direği vardı. Şaşırdım, orada kendilerini tanıdığım bir kısım insanlar da bulunmaktaydı. Ben; «Cehennemden Allâh'a sığınırım! Cehennemden Allâh'a sığınırım!» diye haykırdım. O sırada bir başka melek gelip bana; «Korkma sana bir şey olmayacak!» dedi.
Bu rüyâyı ablam Hafsa'ya anlattım, o da Allâh Resûlü'ne anlattı. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:
«Abdullâh ne güzel ve ne iyi bir adamdır! Bir de geceleyin namaz kılmış olsaydı!»” Râvi'nin bildirdiğine göre o günden sonra Abdullâh gecenin büyük bir kısmını ibâdetle geçirir, çok az uyurdu. (Buhârî, Ashâbu'n-Nebî, 19)
Allâh Resûlü'nün bu teşvikleri İbn-i Ömer'de olduğu gibi diğer sahâbe üzerinde de son derece tesirli olmuş ve her ev gecenin sükûnetinde Allâh'a duâ, zikir, tesbih ve ibâdetle nûrlanmaya başlamıştı. Kâdî Beydâvî -rahmetullâhi aleyh- bu durumu şöyle ifâde etmektedir:
“Ümmet için beş vakit namaz farz olup da gece namazı sünnet hâline gelince, Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbın ahvâlini müşâhede sadedinde gece vakti hücre-i seâdetlerinden dışarı çıkıp ashâbın evleri arasında dolaşmış ve o evleri Kur'ân kıraati, zikir ve tesbih sesiyle arı kovanları gibi uğuldar bir halde bulmuştu.” ( Envâru't-Tenzîl, IV, 111)
Cenâb-ı Hakk bunun üzerine:
“ (Ey Resûl) O (Allah, gece namaza) kalktığın zaman seni ve secde edenler arasında dolaşmanı görmektedir.” (eş-Şuarâ 26/217-219) âyetlerini inzâl buyurmuştur.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz , gece namazını ısrarla tavsiye etmesine rağmen, âilesini, sıhhatini ve işini ihmâl ederek aşırıya kaçan ve hep ibâdetle meşgul olmak isteyen ashâbını da uyarmıştır. Onlara devamlılığı sağlayacak ve bıkkınlığın önüne geçecek olan itidâl ile hareket etmenin yolunu göstermiştir. (Buhârî, Teheccüd, 7)
Efendimiz, gece teheccüd namazını devamlı olarak kıldığı halde, bâzen kalkamayıp üzülen mü'minleri şöyle tesellî ederdi:
“Mûtad olarak geceleyin namaz kılan bir kimse, uykunun galebe çalmasıyla bir gece uyuya kalıp namazını kılamazsa, Allâh Teâlâ hazretleri ona namaz kılmış gibi sevâp yazar. Uykusu da kendisine Allâh tarafından ikram edilen bir sadaka olur.” (Muvatta, Salâtu'l-Leyl, 1)
Gece ibâdeti, insanın gündüz hayâtının bereketli ve feyizli geçmesinin temel şartıdır. Gündüz yapılacak işlerin ve hizmetlerin semeresi, teheccüd vaktinde kalbin doldurulabildiği ölçüde olur. Cenâb-ı Hak, Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e teheccüdü emrederken şöyle buyurmaktadır:
“Ey örtünen (Peygamber!) Birazı hariç geceleyin kalk (namaz kıl) . Gecenin yarısı kadar (namaz kıl) , yahut yarısından biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır, tertil ile Kur'ân oku. Çünkü Biz, senin üzerine ağır bir söz indireceğiz. Şüphesiz gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır. Gündüz vaktinde ise senin için uzun bir meşguliyet vardır.” (el-Müzzemmil 73/1-7)
Seher vakitleri anlayış ve söyleyiş bakımından sâir vakitlere göre çok daha tesirli, oldukça sâkin ve huzûr dolu vakitlerdir. Gündüz ise, dikkatlerin dağıldığı, ses ve gürültünün arttığı, sükûnetin parçalandığı zamanlardır. Gece, ibâdet için ayrılmış mûtenâ bir ân, gündüz de hizmet etmek ve rızık kazanmak için bahşedilmiş güzel bir nimettir.
Gece, tatlı ve yumuşak yatakları sırf Allâh Teâlâ için terk ederek ilâhî huzûra, muhabbet ve aşkla baş koyma zamanıdır. Kâmil mü'minler için geceler, derûnunda gizledikleri sükûnet ve feyz sebebiyle müstesnâ bir ganîmettir. Bu ganîmetin kadrini lâyıkıyla bilenler, bütün mahlukâtın istirâhate çekilerek âlemi derin bir sükûnetin kapladığı hengâmda duâ, ibâdet ve yanık ilticâların kabûlü için Rab'lerine teveccüh etmenin feyizli zemînini bulurlar.
Gecenin tesirli vakitlerini değerlendiremeyen bir kimse, gündüzün meşgaleleri arasında Allâh Teâlâ'ya yönelme ve ibâdet etme fırsatını çok fazla bulamayacaktır. Bulsa bile seher vaktinin tesir ve bereketine ulaşması aslâ mümkün değildir. Cenâb-ı Hakk'ın farklı farklı hikmet ve gâyelerle bahşetmiş olduğu bu nimetleri yerli yerince ve gâyesine uygun olarak kullanmak gerekmektedir. Şeytan, insanın bu dengeyi bozması için elinden geleni yapar. Resûl-i Ekrem Efendimiz, geceleri uyku ile geçiren gaflet ehlinin durumunu tasvir ve hakîkaten teheccüde kalkmak isteyenlere de yol gösterme sadedinde şöyle buyurmuştur:
“Biriniz uyuyunca şeytan ensesine üç düğüm atar. Her birinde düğüm yerine eliyle vurarak «Üzerine uzun bir gece olsun, yat, uyu!» der. İnsan uyanır ve Allâh'ı zikrederse bir düğüm çözülür; abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür; namaz kılarsa bütün düğümler çözülür ve böylece canlı ve hoş bir hâlet-i rûhiye ile sabaha erer. Aksi halde habis rûhlu (içi kararmış) ve uyuşuk bir hâlde sabahlar.” (Buhârî, Teheccüd, 12)
Görüldüğü üzere, gece kalkıp namaz kılmak bedenin ve rûhun sıhhati için faydalı olmaktadır. Fazla uykunun sıhhate zarar verdiğini, rızkın bereketini giderdiğini ve âhiret sermâyesini eksilttiğini bilmeyen yoktur. Öte yandan az uyumak, hayvânî yönün zayıflatılmasında, nefsin terbiye edilmesinde büyük bir etkiye sâhiptir.
Gecelerin nîmetini bilmeyen kimseler için gündüzün hayrını düşünmek mümkün değildir. Dolayısıyla sabahın selâmetini elde etmek isteyen her insan, ilâhî ve mânevî manzaraların iklîmine girebilmek yolunda gecesini gâyeli kullanmak mecbûriyetindedir.
Teheccüd namazı ve geceleri ihyâ etmenin maddî ve mânevî faydasını dost-düşman herkes kabul ve itirâf etmiştir. Gece ibâdetinin bu faydalarını ifâde eden şu misâller, ne kadar ibret vericidir:
Yermük savaşında iki ordu birbirine yaklaşınca Rum komutanı, İslâm askerlerinin durumunu tedkîk için bir Arap câsusu görevlendirir. Casus gerekli araştırmayı yapıp dönünce:
– Durumları nasıl? Ne yapıyorlar? diye sorar. Câsus da gördüklerini şöyle anlatır:
– Onlar geceleri âbid, gündüzleri süvâri bir millet!...
Bunun üzerine komutan şu cevâbı verir:
– Şâyet doğru söylüyorsan yerin altında olmak, onlarla yerin üstünde karşılaşmaktan daha hayırlıdır... (Taberî, Târih, III, 418)
Tarihten ibretli bir vak'a da şöyledir:
Savaşlarda hiçbir düşman Resûlullâh'ın ashâbına üstün gelemiyordu. Aynı şekilde Müslümanlara yenilen Hırakl, askerlerine hiddetle:
– Yazıklar olsun size! Şu savaştığınız kavim nasıl insanlardır? Onlar da sizin gibi beşer değiller mi? diye sordu.
– Evet, dediler.
– Peki siz mi çoksunuz, yoksa onlar mı?
– Efendim, biz her husûsta onlardan kat kat üstünüz.
– O halde size ne oluyor ki onlarla her karşılaştığınızda hezîmete uğruyorsunuz?
Bu esnâda Rum büyüklerinden bir bilge ihtiyar ayağa kalkarak şu tesbitlerde bulunur:
– Çünkü onlar, geceleri ibâdetle geçirirler, gündüzleri oruç tutarlar, ahidlerini yerine getirirler, iyiliği emredip kötülükten sakındırır ve aralarında her şeylerini paylaşırlar… Bu cevap üzerine Hirakl:
– Sen gerçekten doğruyu söyledin, dedi. (İbn-i Asâkîr, II, 97)
Bu misallerde görüldüğü gibi, gecelerin derinliğinde fışkıran ve kalbleri harekete geçirici bir nûr, elde edilen zaferlerle gündüzlerin ışığına ışık katmıştır. Günümüz Müslümanlarının acılar içerisinde kıvranışı, kendi öz kimliklerinden kopmalarının ve Allâh'a kulluktaki za'fiyetlerinin hazîn bir netîcesi olsa gerektir. Eğer mü'min, geceyi gâyeli kullanabilir ve zikrin rûhâniyetinden nasip alabilirse gecesi gündüzünden daha aydınlık olur. Gâyesiz uykuya mahkûm bir gece ise taşa, denize ve çöle yağan yağmur gibi semeresiz ve telâfisi zor bir kayıptır. İbrâhim Hakkı Erzurûmî hazretleri mevzûyu ne güzel hulâsa etmektedir:
Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeplerin et seyrini seyrân gecelerde
Bak hey'et-i âlemde bu hikmetleri seyret
Bul Sâni'ini ol ona hayrân gecelerde
Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gâfil
Koy gafleti dildârdan utan gecelerde
Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre
Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde
Cümle geceyi uyuma Kayyûm'u seversen
Tâ hay olasın Hayy ile ey cân gecelerde
Âşıklar uyumaz gecelerde hem sen uyuma kim
Gönlün gözüne görüne cânân gecelerde
Dil Beyt-i Hudâ'dır ânı pâk eyle sivâdan
Kasrına nüzûl eyler o Sultân gecelerde |